Öğretmenler Odası: Kutuplaşmasız Kutuplaşma

 

Öğretmenler Odası 


Öğretmenler Odası: Kutuplaşmasız Kutuplaşma

Okulumuzun öğretmenler odası, her sabah saat sekizte aynı manzarayla uyanıyordu. E, G ve H sendikalarından üç öğretmen, mutfak köşesindeki eski koltuğun etrafında toplanmış, ellerinde poğaçalar, gözlerinde o masum "biz" bakışlarıyla oturuyorlardı.


"Ya arkadaşlar," dedi Fikret Bey (E Sendikası), ağzından simit kırıntısı dökülerek, "okulumuz ne güzel ya. Hiç kutuplaşma yok. Hep beraber yiyip içiyoruz. Birlik, beraberlik, kardeşlik!"


"Helal olsun be!" diye ekledi Gül Hanım (G Sendikası), çayını yudumlarken. "Bak şu masaya. E sendikası, G sendikası, H sendikası... Hepsi burada. Kimsenin burnu kanamıyor. Dünya barışı burada başlıyor arkadaşlar!"


Hasan Bey (H Sendikası) bir parça böreği havaya kaldırdı. "Bu böreğin her katı farklı sendikadan! Ama bakın, bir arada. İşte bu!"


Tam o sırada kapı açıldı ve B sendikasından Selim Bey içeri girdi. Üzerindeki ceketin kolundaki küçük rozet, odadaki havanın aniden kurumasına yetti.


"Günaydın," dedi Selim Bey, sessizce kendi masasına doğru yürüyerek.


Fikret Bey, Gül Hanım ve Hasan Bey birbirlerine baktılar. Gül Hanım göz kırptı. Fikret Bey öksürdü.


"Günaydın, günaydın," dedi Fikret Bey, ses tonu bir oktav yükselerek. "Bak, gene herkes burada. Demek ki kutuplaşma yok!"


Selim Bey masasına oturdu, bilgisayarını açtı. Ardından sessizlik çöktü. O sessizlik ki, öğretmenler odasının en gürültülü anıydı aslında.


Gül Hanım fısıldadı – ama öyle bir fısıldadı ki, koridorun öbür ucundan duyulurdu: "Neyse ki onlar gibi değiliz ha. Biz anlayışlıyız. Açık görüşlüyüz."


"Evet ya," diye devam etti Hasan Bey, yine o gizli fısıltıyla. "Bazıları var ya, öyle fanatik oluyor ki. Sendikacılık bu değil be kardeşim. Bizde insanlık var."


Fikret Bey başını salladı, bu kez sesini biraz daha yükselterek: "Ben demiyor muyum? Okulumuzda kutuplaşma yok. Hepimiz kardeşiz. Ama bazıları kardeşliği bozmak istiyor işte. Anlamıyorlar."


Selim Bey, ekranına bakmaya devam ediyordu. Kulakları kızarmıştı ama ses çıkarmıyordu.


Gül Hanım çay demledi. Üç demlik çaydan, ikisi E-G-H masasına gitti. Üçüncüsü "herkese açık" denilerek ortaya kondu, ama fincanlar E-G-H masasındaydı yine de.


"Alın, için," dedi Gül Hanım, Selim Bey'e doğru bakmadan. "Biz paylaşmayı severiz. Kutuplaşma yok bizde!"


Öğle arası yaklaştığında, Fikret Bey ayağa kalktı, odanın ortasında durdu ve ellerini iki yana açtı – sanki bir barış elçisi, belki de Nobel ödülü konuşması yapıyordu:


"Arkadaşlar! Bakın şu masaya. E, G, H. Üç farklı renk. Ama aynı masa. İşte kutuplaşmayı yenmenin fotoğrafı bu!"


Kapı yine açıldı. Bu kez B sendikasından iki öğretmen daha girdi. Ayşe Hanım ve Kemal Bey. Odadaki hava, artık kurunun da kurusu oldu.


"Ya," dedi Hasan Bey, gülümseyerek ama gözleri gülmeyerek, "bugün B sendikasından çok kalabalıksınız ha. Toplantı mı var?"


Ayşe Hanım gülümsedi. "Yok, öğle yemeği yiyecektik."


"Ah," dedi Gül Hanım, "biz de öyle. Beraber yiyelim o zaman. Kutuplaşma yok ya sonuçta!"


Ama masada yer yoktu. E, G ve H sendikasından üç öğretmen, üçlü koltuğu tamamen işgal etmişti. Kenarda tek bir sandalye vardı, önünde de eski bir sehpa.


Selim Bey ayağa kalktı. "Siz oturun," dedi. "Ben ayakta yerim."


"Yok canım," dedi Fikret Bey, ağzı dolu olarak. "Sen de gel, otur şuraya. Bizde ayrım yok. Kutuplaşma yok!"


Ama koltukta yer açılmadı. Sadece gülümsemeler vardı – o tatlı, yapışkan, "biz iyiyiz" gülümsemeleri.


Ayşe Hanım duvara yaslandı, poğaçasını elinde tutarak yemeye başladı. Kemal Bey pencere kenarındaki radyatöre oturdu.


"Ne güzel," dedi Gül Hanım, "hep beraber yemek yiyoruz. İşte bu! Birlik, beraberlik!"


O gün öğleden sonra, B sendikasından öğretmenler kendi aralarında konuştu:


"Neden hep duvarın kenarında yemek yiyoruz?" diye sordu Selim Bey.


"Kutuplaşma yok ya," dedi Ayşe Hanım, gözlerini devirerek. "Onlar öyle söylüyor."


"Belki de," dedi Kemal Bey, "kutuplaşmanın olmadığı tek yer, onların masasıdır. Biz orada değiliz çünkü."


Ertesi gün, E, G ve H sendikasından öğretmenler yine aynı koltuktaydılar. Ama bu kez yanında "KUTUPLAŞMA YOK – BİRLİK BERABERLİK" yazan bir karton pankart da getirmişlerdi. Selfie çektiler, okul grubuna attılar.


Altına Fikret Bey yorum yazdı: "Okulumuzda her renkten sendika var ama tek yürek! 🙏❤️"


Beş dakika sonra, B sendikasından bir öğretmen beğendi. Gül Hanım hemen altına yorum yazdı: "Teşekkürler, kardeşim! İşte bu! 👏"


Ama o gün de, ertesi gün de, sonraki gün de – B sendikasından öğretmenler ya ayakta yedi öğle yemeğini, ya duvara yaslanarak, ya da kendi sınıflarında tek başlarına.


Çünkü kutuplaşma yoktu. Onlar söylemişti. Üç kez söylemişlerdi. Dört kez. Belki de yüz kez.


Ve ne kadar çok söylerlerse, o koltuk o kadar büyüdü, o masa o kadar uzadı, o "biz" o kadar kalabalıklaştı.


Bir gün, okul müdürü öğretmenler odasına uğradı. E, G, H sendikasından öğretmenler yine aynı yerdeydi. B sendikasından olanlar yine dağınıktı, kenardaydı, sessizdi.


Müdür sordu: "Bir sorun var mı? Neden ayrı oturuyorsunuz?"


Fikret Bey ayağa fırladı: "Müdürüm! Sorun yok. Tam tersine! Bizde kutuplaşma yok. Hep beraberiz. Onlar istemiyor işte gelmeyi!"


Gül Hanım ekledi: "Biz çağırıyoruz, davet ediyoruz. Ama onlar kendi aralarında kalıyor. Fanatiklik işte."


Hasan Bey sözü uzattı: "Biz açık görüşlüyüz. Ama bazıları... Maalesef."


Müdür, B sendikasından öğretmenlere baktı. Selim Bey omuz silkti. "Koltukta yer yoktu," dedi sadece.


"Nasıl yok?" diye bağırdı Fikret Bey. "Dün vardı, bugün var, yarın olacak! Yalan söylüyorlar müdürüm! Bizde kutuplaşma yok!"


O gece, okulun WhatsApp grubunda yine o fotoğraf paylaşıldı. E, G, H sendikası, gülümseyen yüzler, pankart: "KUTUPLAŞMA YOK."


Altına bu kez B sendikasından bir öğretmen yorum yazdı:


"Evet, kutuplaşma yok. Siz haklısınız. Çünkü kutuplaşma için en az iki kutup gerekir. Siz bir kutuşunuz. Biz sadece... uzaktayız."


Fikret Bey hemen cevap verdi: "Bak işte! Yine ayrımcılık yapıyorlar! Biz kardeşlik diyoruz, onlar kutuş diyor!"


Gül Hanım ekledi: "Maalesef bazıları anlamak istemiyor."


Hasan Bey noktayı koydu: "Neyse ki biz anlayışlıyız. Kutuplaşma yok ya sonuçta! 😊"


Ve öyleydi. Okulumuzda kutuplaşma yoktu. Hiç olmamıştı. En azından E, G ve H sendikasından öğretmenler öyle söylüyordu.


Her sabah.


Her öğle arası.


Her toplantıda.


Ve her seferinde, o sözler havada asılı kalıyor, B sendikasından öğretmenlerin başının üzerinde bir bulut gibi duruyordu – ama kimse görüyor muydu, bilinmez.


Çünkü kutuplaşma yoktu.


Onlar söylemişti.


Ve onlar hep haklıydı.


SON


Not: Bu öyküdeki tüm karakterler hayal ürünüdür. Gerçek kişilerle, sendikalarla veya okullarla ilgisi yoktur. Ama eğer tanıdık geliyorsa, bu tamamen tesadüf değildir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar