Kardeşlik Paylaşım Ekonomisi: Türker’in Çatallı Yolu (Devamı)
![]() |
| Üç Kardeş |
Paylaşım Ekonomisi: Türker’in Çatallı Yolu (Devamı)
Türker’in "Topuklu Türker" lakabıyla şöhret olduğu ve Kerem’in krampon intikamını aldığı olaydan birkaç hafta sonra, evin dengeleri yeniden altüst olacaktı. Kerem, abisinin bencil hallerinden çok ders çıkarmış, kendi "mülkiyet koruma" teorilerini geliştirmişti. Ama bilmediği bir şey vardı: Daha da büyük bir "teorisyen" yoldaydı.
Arda Faktörü
Kerem’in üniversitede öğretim üyesi olan en büyük kardeşleri Zafer, yaz tatili için eve dönmüştü. Zafer, dışarıdan melek gibi görünen, sessiz sakin bir insandı ama içinde potansiyel bir “paylaşım ekonomisi dehası” yatıyordu.
Bir akşam Kerem, bilgisayar oyununa dalmış, elinde kocaman bir kase patlamış mısır keyfi yapıyordu. Tam en heyecanlı yerine gelmişti ki, Zafer yanı başında bitti. Gözleri mısır kasesinde, "Kardeşim, oooo, ne güzel mısır! Biz kardeşiz, aramızda mısırın lafı mı olur?" dedi, masum bir ses tonuyla.
Kerem, Türker’den öğrendiği taktikle kaseyi göğsüne çekti: "Hop hop! Zaferciğim, bak şimdi... Bu mısırlar benim alın terimle, gece ders çalışırken harcadığım kalorilerle, sınav stresimle orantılı olarak aldığım özel mülkiyetim. Hem sen demek ben demek, Sen bir Kerem Zaferisin. Anladın mı? Benim şahsi mülkiyetim bu."
Zafer gülümsedi: "Anladım kardeşim, anladım. Hatta o kadar anladım ki, bir dakika bekle."
Zafer mutfağa gitti ve kısa süre sonra elinde, Kerem'in dün aldığı ve buzdolabına kaldırdığı, özel yapım, bol çikolatalı, Kerem’in en sevdiği sütlaçla döndü. Sütlacın yarısı Zafer'in tabağındaydı, diğer yarısı kasede duruyordu.
Kerem’in gözleri fal taşı gibi açıldı. "Zafer! Ne yaptın benim sütlacıma?. Yaw sen yoksun. Sen benim parçamsın. Ben yediğimde sen de yemiş oluyorsun."
Zafer, sütlacından büyük bir kaşık alıp keyifle yedi: "Kardeşim, ne var ki? Biz kardeşiz, aramızda sütlacın lafı mı olur? Hem dün senin yediğin lahmacunlar da Türker abinin alın teriyle kazanılmıştı, değil mi? Senin mantığınla, sen de 'kardeş payı' yapmıştın. Ben de şimdi seninle 'kardeş payı' yapıyorum. Bu benim sana ve Türker kardeşime olan vefa borcum."
Kerem, elindeki patlamış mısır kasesine baktı, sonra yarısı yenmiş sütlaca. Türker’in suratındaki ifade, sanki bir ayna tutulmuş gibi Kerem’in yüzüne yansımıştı.
Sonsuz Döngü
Ertesi gün Türker, Kerem'den ödünç aldığı (!) en sevdiği tişörtünü giymişti. Tişörtte küçük bir delik açılmıştı. Kerem tişörtü fark edince Türker'e bağırdı: "Abi, o benim tişörtüm! Ne yaptın?"
Türker omuz silkti: "Küçük bir kaza oldu. Ama ne de olsa 'kardeş payı' değil mi? Senin malın benim malım."
Tam o sırada, Zafer elinde Türker’in yeni aldığı oyun konsolunun koluyla içeri girdi. Kolun bir düğmesi kırıktı. Türker’in gözleri yuvalarından fırladı.
Zafer masumca gülümsedi: "Kardeşim, oyun oynarken düşürdüm. Ama ne de olsa 'kardeş payı' değil mi? Senin malın benim malım. Hem sen de Kerem kardeşimizin tişörtüne aynısını yapmıştın."
Üç kardeş birbirine baktı. Evin içinde, sonsuz bir "kardeş payı" döngüsünün başladığı o an, bir anda herkesin yüzünde, hem çaresizlikten hem de durumun absürtlüğünden kaynaklanan komik bir ifade belirdi. Anlaşılan, bu evde "benim" kelimesi artık sadece bir yanılsamaydı.
English Summary
Following Selim's "Topuklu Kerem" incident, the story introduces the youngest brother, Zafer, who masters the art of "sharing" Türker's and Kerem's belongings by mirroring their own selfish logic. Kerem tries to protect his popcorn from Zafer, only for Zafer to "share" Kerem's favorite dessert. The cycle continues when Zafer damages Kerem's shirt, and Zafer, in turn, breaks Türker's new game console controller, all under the pretense of "brother's share." The story concludes with the realization that the concept of "mine" no longer exists in their household, leading to a comical and absurd endless loop of "sharing."

Yorumlar
Yorum Gönder