Not Yerine "Empati": Sevgi Pıtırcığı Öğretmenin Hazin Sonu
![]() |
| Sevgi Pıtırcığı Öğretmenin Hali |
Not Yerine "Empati": Sevgi Pıtırcığı Öğretmenin Hazin Sonu
Özgür Öğretmen, dönemin başında sınıfa bir elinde papatya çayı, diğer elinde "Pozitif Disiplin" kitabıyla girdiğinde hepimiz onun bir "sevgi pıtırcığı" olduğunu anlamıştık. İlk cümlesi klasikti: "Çocuklar, not bir kırbaç değildir; ben size notla değil, empatiyle rehberlik edeceğim."
1. Hafta: "Duygularımızı Konuşalım"
Özgür Bey, sözlü notlarını "gelişim geri bildirimi"ne çevirdi. Bir öğrenci derste arka sırada uyuyor mu? Özgür Bey yanına gidip fısıldayarak, "Göz kapaklarının ağırlığı, aslında kalbindeki bir yorgunluğun dışavurumu mu evladım?" diye soruyordu. O sırada sınıfın geri kalanı, öğretmen masasında kimin daha uzun süre "plank" yapabileceğine dair iddiaya girmişti.
3. Hafta: "Sınırlar ve Alanlar"
Sınıfın elebaşı Mert, Özgür Bey’in sandalyesine kurulmuş, telefonundan son ses müzik açmıştı. Özgür Bey, hafif seğiren gözüyle, "Mertciğim, şu an benim kişisel alanımı ihlal ederek aslında kendi iç disiplinini mi protesto ediyorsun?" dedi. Mert’in cevabı, pedagoji tarihine geçecek kadar netti: "Hocam, edebiyat yapma da sözlüme 100 gir, yoksa müzik hiç susmaz."
Savaş Alanı: Yazılı Haftası
Vezir parmağı gibi "0" dağıtmak yerine, boş kağıt verenlere bile "Deneme cesaretin için teşekkürler" notu düşüp yanına kalp çizdi. Sonuç? Sınıfın büyük çoğunluğu bu "deneme cesaretini" o kadar içselleştirdi ki, sınav kağıtlarına sadece isimlerini yazıp altına "Ruhum bugün çok dolu hocam" yazıp çıktılar.
Büyük Patlama (Final)
Bir Salı günü, sınıfın ortasında bir grup öğrenci, Özgür Bey’in sandalyesini pencerenin kenarına kadar taşıyıp etrafında barikat kurdu. Özgür Bey, barikatın arkasından hala, "Gençler, bu öfke aslında bana değil, sistemin dayattığı otoriteye... Gelin bu enerjiyi yapıcı bir diyaloğa dönüştürelim," diye sesleniyordu.
O sırada sınıftan bir ses yükseldi: "Hocam, empati falan karın doyurmuyor. Takdir belgesi alamazsak babam eve almayacak bizi. Bas şu yüzleri de dağılalım!"
Özgür Bey’in o anki bakışı; binlerce yıllık pedagoji kitaplarının sayfalarının tek tek yırtılışını izler gibiydi. Ertesi gün okula elinde en koyusundan kırmızı bir tükenmez kalemle geldi. Sınıfa girdi, kimsenin yüzüne bakmadan ilk öğrencinin isminin karşısına kocaman bir "05" yazdı.
Görünüşe göre, empati harikaydı ama kırmızı kalem çok daha hızlı sonuç veriyordu.

Yorumlar
Yorum Gönder