Oruç Tutanları Kışkırtmak için Sürekli Yemek Yiyen Süha'nın Sonu Ne Oldu ?
Süha'nın o yılki Ramazan vizyonu, manevi bir huzurdan ziyade tam bir "gastronomik gövde gösterisi" üzerine kuruluydu. Sühan, mahalledeki arkadaş grubunun oruç tuttuğu her anı, kendisinin ne kadar "özgür ve tok" olduğunu kanıtlamak için bir fırsat olarak görüyüordu. İnanç dünyasıyla arasına mesafe koymuş biri olarak, bu durumu sadece bir beslenme farkı değil, bir "performans sanatı" haline getirmişti.
Büyük Hazırlık: "Mide Operasyonu"
Sühan, her sabah sanki bir savaşa gider gibi hazırlanıyordu. Amacı basitti: Arkadaşları susuzluktan ve açlıktan bitap düşmüşken, karşılarında dünyanın en lezzetli, en ses çıkaran ve en kokulu yiyeceklerini tüketmek.
O günkü menüsünde şunlar vardı:
Ekstra çıtır cipsler (Desibel rekoru kırmak için).
Sarımsaklı ve bol baharatlı sucuklu tost (Koku yayılımı için).
Litrelerce buzlu asitli içecek (O meşhur ferahlama sesini çıkarmak için).
Dramanın Başlangıcı: Parktaki Şov
Öğleden sonra mahalle parkındaki çınar ağacının altına kuruldu. Tam karşısında, susuzluktan dudakları kurumuş olan arkadaşı Selim ve Mert oturuyordu. Sühan, sanki bir yemek eleştirmeniymiş gibi abartılı hareketlerle cips paketini açtı.
"Beyler, bu yeni çıkan acılı-ekşili olanı denediniz mi? Muazzam bir çıtırlığı var," diyerek ağzını şapırdata şapırdata yemeye başladı. Selim sabır çekiyor, Mert ise gözlerini Sühan'ın elindeki buz gibi koladan ayıramıyordu. Sühan, bardağı yukarı kaldırıp buzların birbirine çarpma sesini dinletti onlara.
Fakat Sühan’ın hesaba katmadığı bir şey vardı: İnsan midesi, "başkasına hava atma" hırsıyla orantılı olarak genişlemiyordu.
Midenin İsyanı
Saat 16:00 sularında, Sühan dördüncü paket cipsine ve üçüncü bardağına geçerken, karnının derinliklerinden gelen garip bir ses duyuldu. Bu bir açlık gurultusu değildi; bu, bir "tahliye uyarısı"ydı.
Sühan’ın midesi, içeri giren asit, baharat, soğuk içecek ve aşırı hava karışımına karşı bağımsızlığını ilan etmişti. Birden yüzü kireç gibi oldu. Az önce "Bu hayatın tadını çıkarıyorum" diyen o mağrur adam gitmiş, yerine iki büklüm olmuş bir Sühan gelmişti.
"Sühan, hayırdır? Rengin kaçtı," dedi Selim, bıyık altından gülerek.
Sühan, "Yok bir şey dostum, sadece... fazla enerjiden sanırım," diyebildi. Ama içinden geçen fırtına, sanki midesinde bir orkestra prova yapıyormuş gibiydi. Üstelik, arkadaşlarını rahatsız etmek için seçtiği o acı soslu kanatlar şimdi geri dönüş yolculuğuna hazırlanıyordu.
İronik Final
Sühan, gururuna yedirip eve kaçamıyordu çünkü "kaçtı" dedirtmek istemiyordu. Ancak midesindeki kramplar o kadar şiddetlendi ki, en sonunda elindeki sandviçi yere bırakıp, "Ben bir... ufuk çizgisine kadar koşup geleyim, spor şart!" diyerek parkın tuvaletlerine doğru depar attı.
İftar vakti geldiğinde, tüm arkadaşları büyük bir iştahla ezan sesini beklerken, Sühan evde yatağına uzanmış, karnına sıcak su torbası koymuş ve hayatında ilk defa "keşke hiçbir şey yemeseydim" diye dua ediyordu. O akşam mahalleli mükellef bir sofra kurarken, Sühan’ın tek menüsü haşlanmış patates ve nane limon çayıydı.

Yorumlar
Yorum Gönder